“Her şey zamanla telafi edilir de,
geçip giden zaman hiçbir şeyle telafi edilemez.”
İnsanın en büyük yanılgısını yüzümüze çarpıyor. Kaybettiklerimizi değil, harcadığımız zamanı hafife alışımızı…
İnsan, kırılan kalbi onarabileceğine inanır.
Kaybettiği parayı yeniden kazanır. Dostluklar bazen geri gelir, yaralar kabuk bağlar, hatalar unutulur.
Hayat, çoğu şeyi affedecek kadar geniştir.
Ama zaman… zaman affetmez.
O sadece geçer.
Sessizce, geri dönmeden, açıklama yapmadan.
Bir gün dönüp baktığında fark edersin:
Asıl acı olan yanlış insanlar değil, onlara verdiğin yıllardır.
Asıl yorgunluk yaşadığın kavgalar değil, ertelediğin hayatındır.
Asıl pişmanlık kaybettiklerin değil, yaşayabilecekken yaşamadıklarındır.
İnsan çoğu zaman hayatı sonsuz sanarak yaşar.
Hep bir “sonra” vardır.
Sonra konuşurum, sonra severim, sonra affederim, sonra başlarım… Oysa hayatın en acı gerçeği şudur:
“Sonra” diye bir zaman yoktur. Vardır sandığımız o geniş gelecek, aslında her gün biraz daha daralan bir kapıdır.
Zamanın en sert tarafı, gürültü yapmamasıdır.
Bir şey kırıldığında ses çıkar zaman giderken çıkarmaz.
Ne bir vedası vardır ne bir uyarısı. Bir sabah aynaya baktığında anlarsın sadece…
Eskisi gibi bakmayan gözlerinden, daha çabuk yorulan ruhundan, artık bazı şeylere geç kaldığını hissettiren o derin sessizlikten.
İnsan en çok da söylemediği sözlerin ağırlığını taşır.
Bir özrü geciktirmenin,
bir sevgiyi saklamanın,
bir sarılışı ertelemenin bedeli yıllarla ödenir.
Zaman, affedilmeyen bir borç gibidir.
Faizi pişmanlıktır.
Hayatın trajedisi şu değildir Ölmek.
Asıl trajedi, yaşarken eksik yaşamaktır.
Korkudan, gururdan, öfkeden, alışkanlıklardan dolayı kendini ertelemek…
Kalbinin gitmek istediği yere aklınla duvar örmek…
Ve bir gün o duvarların içinde yalnız kaldığını fark etmek.
İnsan yaş aldıkça şunu anlar
Kırgınlıkların çoğu gereksizmiş.
Kavgaların çoğu anlamsızmış.
Hırsların çoğu boşmuş.
Ama anladığın gün, geri alamadığın şey zamandır.
Bu yüzden zamanın değeri saatlerle ölçülmez; kiminle geçtiğiyle ölçülür.
İçinde ne hissettiğinle, gerçekten yaşayıp yaşamadığınla…
Uzun yaşamak başka şeydir, dolu yaşamak başka.
Belki de insanın en büyük cesareti şudur
Geç kalmadan sevebilmek.
Haklı olmaktan vazgeçip kalmayı seçebilmek.
Yarın varmış gibi değil, bugün son günmüş gibi dürüst yaşayabilmek.
Günün sonunda geriye başarılar değil, anlar kalır.
Unvanlar değil, yüzler.
Kazandıkların değil, dokundukların.
Ve bir gün herkes aynı gerçekle baş başa kalır:
Hayat çoğu şeyi telafi eder…
Ama geçen zamanı değil.
Zaman, insanın elinden kayıp giden değil;
insanın fark etmeden harcadığı tek ömürdür.
Hiç
Bu Blog 18.02.2026 tarihinde eklenmiş ve toplam 4 defa gösterilmiştir.